
Unvanların havada uçuştuğu, herkesin kartvizitine “ben şuyum, ben buyum” yazdığı bir çağda yaşıyoruz. Sosyal medya biyografileri adeta birer yetkinlik festivali.
Ancak insanın aklına şu soru geliyor: Söylediğimiz şeyin içini gerçekten doldurabiliyor muyuz?
Bir gün aynanın karşısına geçip sesli bir şekilde “Ben astroloğum” ya da “Ben yoga eğitmeniyim” dediğinizde, o ses kendi kulaklarınızdan geçip bedeninizde nasıl bir karşılık buluyor? İçinizde bir yerler o kelimelerle titriyor ve hizalanıyor mu, yoksa o cümlenin altında eziliyor mu?
Bir insanın kendi söylediğine önce kendisinin inanması, o cümlenin her şeyden önce kendi içine sinmesi gerekir. Aksi takdirde ağızdan çıkanlar, rüzgârda savrulan boş kelimelerden öteye geçemiyor.
Karşı tarafla bağ kurarken zihnine nasıl bir tohum ektiğimizi bilmek büyük bir sorumluluktur. Tabii amacımız çevreye haset, nefret veya kötülük tohumları ekmek değilse...
Konuşurken hangi duygudan besleniyoruz? Gerçekten rehberlik etmek mi istiyoruz, yoksa kendi içsel zehrimizi mi akıtıyoruz?
İçinde bulunduğumuz dünyanın en büyük zorluklarından biri de insanların susmayı becerememesi. Susmayı bir acizlik, bir cehalet göstergesi sanan o kadar çok insan var ki...
Oysa susmak, bilgeliğin başyapıtıdır.
Bilge insan, bilmediği konularda ya da söylediği şeyin karşı tarafta negatif bir etki bırakacağını fark ettiği anlarda susmayı, “bilmiyorum” demeyi tercih eder.
Zamanında benim astrolojik haritama bakanlar, maalesef susmayı bilmeyen insanlardı. İçlerinde taşıdıkları, kendilerine ait karanlık ve zehirli düşünce tohumlarını benim zihnime ektiler.
O tohumlar içimde öyle bir büyüdü, öyle bir fidan, öyle bir ağaç oldu ki...
Kökleri zihnimin o kadar derinlerine indi ki günün sonunda o kökleri oradan söküp atmak bana çok pahalıya mal oldu. Ciddi bir bedel ödedim.
“Sen hiçbir zaman kendi paranı kazanamazsın.”
Bu cümleyi ve hatta bundan çok daha ileri giden, hadsizlik diyebileceğiniz türden cümleleri kuranlar oldu.
Zihnimiz öyle bir mekanizmaya sahip ki biz neyi büyütürsek, o da hayatımızda onu görünür kılıyor.
Ben içten içe tam tersini istesem, didinip çabalasam da zihnimin arkasında dönen bu kısıtlayıcı inançlar yüzünden karşıma hep bu deneyimi doğrulayacak olaylar ve sonuçlar çıktı.
Bu durumun altında yatan asıl sebebin; kendini o güzelliklere layık görmemek, değersizlik hissi ve emeğini ucuza satmak olduğunu bugün çok net görebiliyorum.
Siz deli gibi çalışıp hep azına razı olurken, bir süre sonra etrafınıza bakıp şunu fark ediyorsunuz:
İnsanlar hiçbir emek vermeden, ortada gerçek bir değer olmadığı hâlde, hak ettiklerinin 10-20 kat fazlasını isteyerek muazzam bir zenginlik ve rahatlık içinde yaşıyorlar.
Bunu gördükçe insanın içini daha büyük bir inançsızlık kaplayabiliyor.
Yaptığınız iş ne kadar özel, ne kadar değerli olursa olsun; siz kendiniz buna inanmadıkça, kendi değerinizi ortaya koyup bunu açıkça anlatmadıkça insanlar bunu asla kendiliğinden anlamıyor.
Zaten başkalarının hayatı hakkında böylesine kesin, yıkıcı ve “kader” bozucu hükümler veren o “Tanrıcılık oynayan” astrologlar, bana göre, aslında kendi hayatından memnun olmayan insanlar.
Kendisiyle barışık, kendi hayatında tam ve bütün olan bir insan, mesleği ne olursa olsun, başkalarının hayatını manipüle etmeye çalışmaz.
Bu işi profesyonel olarak yapıyorsa, insanların zihnine negatif tohumlar ekmemek için bin kat daha dikkatli olur.
Bana o kısıtlayıcı kehanetlerde bulunanların aksine, işini hakkıyla yapan, gerçek bir rehber olan başka bir astrolog ise haritama bakıp bambaşka bir şey söylemişti:
“Çizginin dışına çık. Düşüncelerini savun, yaz, çiz, konuş.”
İşte rehberlik budur!
Evet, şu an tam olarak bunu yapıyorum.
Yazıyorum. Konuşuyorum.
Bir harita bize “ne olacağını” ve başımıza hangi felaketlerin geleceğini söyleyen bir pranga değil; içimizdeki o uyuyan dev potansiyeli gösteren bir aynadır.
Bugün geldiğim noktaya bakıyorum.
Bana “yapamazsın, kazanamazsın” dedikleri her şey, benim yeni mesleğim ve oyun alanım oldu.
Risk aldım. Kendi şirketimi kurdum. Kendi işimin patronu oldum.
İnsanların kısıtlayıcı, baskılayıcı sözlerinden ve kendi hayatlarındaki mutsuzluk yüzünden başkalarının başarısına dayanamayan o kitlelerden sıyrılıp kendi fikirlerimi hayata geçirdim.
Kendi hayatının patronu olmak, maalesef bu dünyada çok az insanın cesaret edebildiği bir şey.
Günün sonunda haritamızdaki o zorlu, krizli virajlar ve sert açılar, hayatımızın en büyük gelir kapılarına ve dönüşüm alanlarına evrilebiliyor.
Yeter ki zihnimize ekilen o eski zehirli tohumları söküp atacak cesaretimiz olsun.
Çünkü gökyüzü bize bir yol haritası çizebilir.
Ancak o yolda yürüyecek ayaklar da, o haritayı yırtıp kendi patikasını açacak cesaret de tamamen bizim içimizdedir.
Kalem her zaman bizim elimizde.
Ve bu yazıyı okuyan sana son sözüm:
“Astroloji, hayatını kolaylaştırabileceğin araçlardan biri olabilir. Ama gezegenlere yön verecek olan kendi özgür iradendir.”
Sevgiyle,
Elif

