
Her şey Vietnam Da Nang’da, tamamen plansız bir anla başladı. Aklımda ne bir vlog çekme fikri vardı ne de buna dair en ufak bir plan. Sadece içimden gelen saf bir paylaşma arzusuyla, tamamen o ana odaklanarak açmıştım kamerayı. Önceliğim, etrafımda akıp gideni bütünüyle hissederek, o anı yaşayarak kaydetmekti. Derken, bu samimi niyetle paylaştığım ilk videonun altında yedi maddelik bir yorum belirdi. Okurken, hiç beklemediğim bir anda tüm bedenimi bir elektrik şoku dalgası sardı. Karnımdan göğsüme doğru yükselen bir karıncalanma... Otonom sinir sistemim bana net bir "tehdit var" sinyali gönderiyordu. Ekrandaki satırlar aslında çok nazik başlıyordu: "Öncelikle başarılar dilerim." Hemen arkasından kameramın temizliğinden ses kalitesine, ekipman ayarlarımdan içerik kurguma kadar uzanan bir eleştiri yağmuru geliyordu. Her bir madde teknik bir uzmanlık ambalajına sarılmıştı. Kapanış da en baştaki gibi kibardı: "Size başarılar tekrar."
Sektörde on yılı aşkın bir fotoğrafçılık ve prodüksiyon geçmişim var. Buna rağmen o satırları okurken içimde uyanan şey teknik bir yetersizlik kaygısından çok daha derindi. Tam anlamıyla bedensel bir savunma hali. Karşımda, modern dünyanın o çok sevdiği "sandviç tekniği" duruyordu. Yani arasına sert eleştiriler gizlenmiş, altı ve üstü nezaketle kapatılmış bir yapı. İnsan psikolojisinde eleştiriye iyi bir cümleyle başlamanın karşı tarafı savunma modundan çıkardığı söylenir. Güya ona bir iyilik yapılıyormuş hissi yaratırsınız. Ama bu yaklaşım, özünde hiyerarşik bir pozisyon almayı ve gizli bir manipülasyonu barındırır. Kıymetli bir geri bildirim gibi görünse de sinir sistemini alarma geçirir.
Stephen Porges’ın Polivagal Teorisi, bize "nörosepsiyon" kavramını sunar. Bedenimiz, bir ortamın veya bir insanın ne kadar güvenli olduğunu kelimelerden çok daha önce, milisaniyeler içinde sezer. O yedi maddelik liste, sinir sistemime bir rehberlik getirmek yerine bir hiyerarşi dayatıyordu. "Ben biliyorum, senin eksiklerin var ve benim yolumu izlersen başarıya ulaşırsın" edasıyla hareket eden o örtülü otorite, yaratıcılığın önündeki en büyük engellerden biri olan o yetersizlik hissini tetikliyordu. İnsanlarda yoksunluk hissi yaratarak onları bir çözüm arayışına, dolayısıyla kendilerine bağımlı hale getirmeye dayalı bu satış psikolojisi, yaratıcılığı beslemek yerine gölgeler. Sinir sistemimiz bu gizli ajandayı hisseder. Anında sempatik aktivasyona geçerek bizi "savaş ya da kaç" moduna sokar. Karıncalanmalar, kalp çarpıntıları ve birden gelen donma hissi, bedenin bu hiyerarşik yaklaşıma verdiği çok doğal bir cevaptır.
Kırk dokuz yaşında, kendi kurduğu şirketi dünyanın bir ucundan uzaktan yöneten, hayatı bütünüyle özgürce deneyimleyen hür bir kadın olarak, bu hiyerarşik yapıların karşısında tamamen farklı bir alanın varlığını gösteriyorum. İnsanların mükemmel birer robota dönüştürülmeye çalışıldığı, herkesin tek tip başarı tanımlarına hapsedildiği bu çağda, özgünlüğün ve doğal akışın güzelliğini savunuyorum. İçimdeki derin bir vizyonla hayata geçirdiğim Deep Touch Mentorship® fikri de tam olarak bu bedensel farkındalıktan doğdu. Hiyerarşik rehberliğin sinir sisteminde yarattığı o görünmez hasarları şifalandırma arzusundan...
Gerçek rehberlik, bir başkasının eksiklerini listelemek yerine, onun zaten içinde var olan bilgeliğe giden yolda ona şefkatle eşlik etmektir. Bir otorite figürü olarak yukarıdan aşağıya bilgi akıtmak yerine, yan yana yürüyerek güvenli bir bağ inşa etmektir. Sinir sistemimiz güven hissettiğinde amigdala sakinleşir. Ventral vagal sistem, yani sosyal katılım sistemimiz devreye girer. İşte o an öğrenme gerçekleşir. İşte o an yaratıcılık özgürce çiçek açar. İnsanı bir sorun olarak görmek yerine, tüm karmaşıklığı ve güzelliğiyle bir bütün olarak kabul eden bu yaklaşım, rehberliğin kalbini oluşturur. Mükemmel bir videodan, kusursuz bir ses kalitesinden veya hatasız bir planlamadan çok daha önemli olan bir şey var: Kendi doğal akışını keşfetmek.
Videolarımda kamera kirli olabilir, aksesuarlarım tıkırdayabilir veya ortam ışığı profesyonel standartların dışında kalabilir. Ama tüm bunların içinde gerçek bir insan mevcudiyeti var. Samimi bir deneyim ve en önemlisi özgür bir ruh. Manipülatif rehberliğin yarattığı o yetersizlik gölgesinden arınmak, insanın özüne verebileceği en büyük hediyedir. Sadeleşmek, yavaşlamak ve sistemin dayattığı baskılardan uzaklaşmak, sinir sistemimizi regüle etmenin en doğal yoludur. Gerçek dönüşüm, bizi daha iyi bir ürün haline getiren teknik tavsiyelerin ötesinde, bizi daha çok kendimiz yapan şefkatli bir eşlikçilikle mümkündür. Bu yolculukta bedenin sesini duymayı öğrendiğimizde, dışarıdan gelen hiyerarşik seslerin gürültüsü azalır. Kendi içsel pusulamızın rehberliği, bizi en doğru ve en özgür versiyonumuza taşır.
Bu satırları okurken belki siz de kendi hayatınızdan tanıdık bir anı, o bildik sıkışma hissini hatırladınız. Omuzlarınızdaki o ağır yükün hafifleme vaktinin geldiğini, içinizde bir yerlerin artık rahat bir nefes almak istediğini hissediyor olabilirsiniz. İçinizdeki o özgün canlılık her zaman oracıkta, sizinle birlikte son derece taze bir şekilde duruyor. Kendinize, bedeninizin o derin bilgeliğine alan açmak için zaman tanıyın. Kendi temponuzda ilerlemek, bu yoğun dünyanın gürültüsü içinde kendi güvenli limanınızı inşa etmek her zaman mümkün. Ben buradayım, bu adımları sizinle yan yana yürümeye, hikayenize şefkatle ortak olmaya hazırım.
Sevgiyle,
Elif Gökçe
Sizi olduğunuz halinizle gören ve sizinle derin bir bağ kuran bir rehberlik alanına davetlisiniz: Deep Touch Mentorship®
Kaynakça:
-
Porges, S. W. (2011). The Polyvagal Theory: Neurophysiological Foundations of Emotions, Attachment, Communication, and Self-regulation. Norton & Company.
-
Dana, D. (2018). The Polyvagal Theory in Therapy: Engaging the Rhythm of Regulation. Norton & Company.
-
Brown, B. (2018). Dare to Lead: Brave Work. Tough Conversations. Whole Hearts. Random House.
-
Siegel, D. N., & Hartzell, M. (2003). Parenting from the Inside Out. Bantam.
-
Levine, P. A., & Kline, M. (2007). Trauma and Memory: Brain and body in a search for the living past. North Atlantic Books.

