Zaman geçtikçe insan şunu fark ediyor: Daha az konuşarak da sorunlar çözülebiliyormuş. Bazen kelimelerden çok bakışlar, eylemlerden çok duruşlar yetiyor. Hatta bazen sadece o boşluğun içinde, öylece durmak bile en büyük cevap olabiliyor.
İtiraf edeyim, eskiden sessizlik beni huzursuz ederdi. Ne zaman dursam, sanki bir şeyler eksik kalacakmış ya da hayatı bir yerinden kaçıracakmışım gibi bir hisse kapılırdım. Bu yüzden hep bir koşturmaca halindeydim; sadece bedenim değil, zihnim de sürekli "yapılacaklar" listesi ile meşguldü.
Ama sonra bir gün, o malum kırılma anı yaşandı. Hareket durdu. Gürültü kesildi. Ve işte tam o an, o derin sessizliğin içinden bambaşka bir ses yükselmeye başladı. İlk başta tanıyamadım bile; çünkü o ses bana değil, benden geliyordu.
Peki, "Alan Açmak" Ne Demekti?
Bu sorunun cevabını uzun süre sadece zihnimle kavramaya çalıştım. Kitaplar okudum, araştırmalar yaptım, eğitimlere gittim. Ama bazı şeyler sadece yaşanınca yerine oturuyor. Bazı boşluklar, ancak içine girmeye cesaret ettiğinde anlam kazanıyor.
Alan açmanın sadece fiziksel bir genişlik olmadığını o zaman anladım. Bazen bir hareketi yapmamayı seçmek, bazen zor bir duygunun içinde kalmaya tahammül etmek, bazen de birini düzeltmeye çalışmadan sadece dinlemek... En zoru da kendine "şimdi durabilirsin" diyebilmekmiş.
Kendi İçime Döndükçe...
Üzerime ne kadar çok şeyin yığıldığını fark ettim. Roller, sorumluluklar, başkalarının beklentileri, dışarıdan gelen sesler... Onların arasında kendime hiç yer bırakmamışım meğer. Sürekli birileri için bir şeyler yapan "ben", kendi içime baktığımda bomboş kalakalmışım.
Kendime alan açmaya başladıkça önce bedenim konuşmaya başladı. Kasılan omuzlar, tutulan bir bel ya da sürekli çekili duran bir karın... O sıkışmış alanlar gevşedikçe, içimdeki düğümler de çözüldü ve iç dünyam genişledi. Ve sonra anladım ki, duyduğum her şey aslında benim kendi yankımmış.
Sessizliğin Dili
O korktuğum sessizlik, sandığım gibi ürkütücü bir boşluk değilmiş aslında. Aksine; en dolu, en hakiki alan orasıymış. Çünkü ne hissettiğini, neye gerçekten hasret kaldığını, neye tüm kalbinle "hayır" deyip neye "evet" demeye çekindiğini ancak o sessizlikte duyabiliyorsun.
O sessizlikte kalabilmek için önce kendine izin vermen gerekiyor. Koşulsuz, gerekçesiz ve kimseye açıklama yapma gereği duymadan... İşte o zaman içindeki bilge, içindeki çocuk, kısacası "sen" konuşmaya başlıyorsun.
Yosomind’de Tuttuğumuz Alan
Bugün Yosomind çatısı altında sunduğum her pratik, aslında kendime açtığım o ilk sessiz alanın bir yansıması. Şunu çok iyi biliyorum: Ben kendimle o bağı kurmadan, kimseyle gerçek bir temas kuramam.
İster grup dersi olsun, ister birebir çalışma ya da eğitimler; önceliğim o güvenli alanı tutmak. Gösterişten uzak, yüksek perdeden konuşmayan, sade ve duyarlı bir alan. Çünkü bazen en çok ihtiyaç duyduğumuz şey, birinin gözlerimizin içine bakıp "şimdi durabilirsin, burası güvenli" demesidir.
Sessizlik bazen en güçlü cevaptır. Ve alan açmak sadece bir eylem değil; kendine doğru, yavaşça ve şefkatle atılmış bir niyettir.
Sevgiyle,
Elif Gökçe

