Yosomind, Bir Uyanış Hikayesi

Yıllarca bedenimi bir araç olarak gördüm, ta ki o beni durdurana kadar. Bu yazı, bedenin dilini yeniden öğrenen bir kadının uyanış hikayesidir.  

Yosomind, Bir Uyanış Hikayesi

 

Merhaba, ben Elif.

Bazen durup düşünüyorum da, hayatın akışı ne kadar tuhaf. Yıllarca kendimi hep hareketle, hızla, bir şeyleri “oldurmakla” tanımladım. Ağaçlara tırmanan, sürekli koşan, yerinde duramayan o küçük kızın enerjisi içimde hiç bitmedi. O gürül gürül akan enerji selinin içinde, bedenim cılız bir fısıltıdan ibaretti. Duymazdan geldiğim, ertelediğim, beni A noktasından B noktasına taşıması gereken bir araç... Bedenimi dinlemek mi? Ajandamın en son sayfasında bile yoktu öyle bir madde.

Bu okuyacaklarınız, bir stüdyonun ya da bir metodun kuruluş hikayesinden çok daha fazlası. Bu; bir kadının kendi bedeninin dilini çözmek için attığı o çekingen adımların, kronik ağrıların gölgesinden çıkan bir aydınlanmanın ve sonunda "Yosomind" dediğimiz o bütünsel felsefenin doğuş sancısı. Belki de bu satırlar, senin de kendi bedeninle o ilk sahici tanışma anına bir davettir.

 

Adrenalin Peşinde: Yogaya Olan O "Mesafeli" Duruşum

 

Beni tanıyanlar iyi bilir: Hızlı, zorlayıcı ve enerjisi tavan yapan her şey benim oyun alanımdı. Güç gösterisi, kasların yanma hissi, nefes nefese kalmak... Spor benim için buydu. O yüzden "yoga" dendiğinde zihnimde yanan o kırmızı uyarı ışığını hayal edebiliyor musunuz? Yavaşlık, dinginlik, matın üzerinde "öylece" durmak... O dönemki ben, yoga yapanların sabrına ve o anki sessizliğine gerçekten uzaylı görmüş gibi bakıyordum.

Sonra o kaçınılmaz an geldi. İptal olan bir spinning dersi ve kaderin o tatlı oyunuyla kendimi bir yoga dersinin ortasında buldum. İçimdeki alaycı ses hemen devreye girdi tabii: "Elif, şu meditasyon kısmı bitince usulca kaçarız, tamam mı?" Ders bittiğinde ise omuzlarımdaki yük sanki görünmez bir mıknatısla çekilmiş gibi hafiflemişti. Hareketler basitti, yine de kaslarımın derinliklerinde daha önce hiç hissetmediğim bir uyanış vardı. Zihnim, yıllardır ilk kez bu kadar dingin bir limana park etmişti.

Tuhaf olan şu ki; o kadar etkilenmeme rağmen, o konforlu ve bildiğim yorucu rutinime geri döndüm. Değişime direnmek, bazen en kolay yoldur çünkü. İnsan bildiği yorgunluğu, bilmediği dinginliğe tercih edebiliyor.

Bedenim Bir Çığlığa Dönüştü: "Beni Artık Duy!"

 

Fakat bedenim o kadar kolay vazgeçmedi. Hamilelikler, iş hayatının o bitmeyen koşturmacası, "süper anne" rolünü kusursuz oynama çabası... Derken, belimdeki o kronik ağrı sahneye çıktı. Artık bu gelip geçici bir sızıdan öte, hayatımın tam merkezine yerleşmiş, beni durduran bir engeldi. Gezdiğim uzmanlar, denediğim yöntemler bir yere kadar çözüm oluyordu. Bedenim bana ısrarla bir hikâye anlatmaya çalışıyordu, bense inatla ilacın adını soruyordum.

Dönüşümü başlatan o asıl kıvılcım, bir kayropraktik uzmanının şu sorusuyla çaktı: "Bedeninle bağ kurmalısın. O sana şu an ne anlatıyor?"

Bu soru yüzüme çarpan tatlı sert bir rüzgar gibiydi. O an anladım; mesele kaslarımda ya da kemiğimde değil, zihnimin bedenime ördüğü o kalın duvarlardaydı. Yoga matına bu kez bir "esneme" aracından ziyade, bir "bağ kurma ve anlama" kılavuzu olarak döndüm.

Ve sonra Fasya ile tanıştım. Tüm gerilimi, duygusal yükleri, tutamadığımız ve ifade edemediğimiz her şeyi saklayan o muhteşem ağ... Fasya odaklı çalışmaya başladığımda, bedenim hem fiziksel hem de duygusal olarak nefes aldı. O katı duvarlar eridi. Artık ağrılardan özgürleşiyor, bedenimle samimi bir dostluk kuruyordum.

 

 

Yosomind: Bir Kesişme Noktası, Bir Yaşam Felsefesi

 

Tüm bu yolculuğumun damıtılmış hali, bir gün zihnimde "Yosomind" olarak kristalleşti. Bu üç hece, benim yaşam felsefemin özeti:

  • Yo: Yüksek bilinç hali... Yoga ile başlayan o ruhsal derinlik ve bitmeyen o Yolculuk hissi.

  • So: Somatik Beden. İçsel deneyimin, hissederek hareket etmenin, yani bedenin bilincinle olan o hassas temasının merkezi.

  • Mind: Berrak Zihin. Farkındalıkla, yargılamadan izleyen, dinleyen ve öğrenen zihin.

 

Hiçbir Şey Tesadüf Değilmiş

 

Geriye dönüp baktığımda taşların yerine nasıl oturduğunu şimdi çok daha net görüyorum. Fotoğrafçılık kariyerimde de aslında hep bedenin o sessiz ama güçlü lisanıyla ilgilenmişim. Portrelerdeki o derin bakışlar, hareket halindeki o akışkan anlar... Her karede, bedenin saf gücünü ve anlatılmamış hikâyesini yakalamaya çalışıyordum. Yani beden, ben farkında bile değilken hep merkezimdeymiş.

Şimdi anlıyorum ki, hayatta hiçbir şey tesadüf değilmiş. Yaşadığım her deneyim, vizörün arkasından şahit olduğum her an, beni adım adım bu noktaya; kendi bedenime, yani "eve" çağırıyormuş. O gün objektifimle yakalamaya çalıştığım o bedensel bilgeliği, bugün Yosomind’ın somatik yaklaşımlı özgün metotlarıyla hareketin iyileştirici gücüne taşıyorum.

Yosomind, bedenini bir araçtan ziyade bir bilgelik kaynağına dönüştürmek isteyen herkese alan açıyor. Burası; hızın ve zorlamanın bittiği, şefkatin, nazikliğin ve derin dönüşümün başladığı yer.

Eğer sen de kendi bedeninle yeniden samimi, belki biraz esprili ama kesinlikle güçlü bir bağ kurmaya hazırsan, Yosomind’da senin için ayrılmış bir yer var.

 

Hadi, o ilk adımı birlikte atalım.

Sevgiyle

Elif Gökçe

Yayınlanma tarihi:  Güncellenme tarihi: