
"Benim gerçeğim ne?"
Yıllarca bu sorunun peşinde, zihnimin o hiç bitmeyen labirentlerinde dolaşıp durdum. Cevabı bir türlü bulamıyordum çünkü aradığım yer yanlıştı. Elm Sokağı Kabusu gibi, ne kadar kaçsam da dönüp dolaşıp aynı çıkmaz sokağa varıyordum: "Dünya tekinsiz bir yer, tetikte olmalısın."
Oysa garip bir şey vardı... Bazen sabah uyanıyordum; aynı yatak, aynı ev, aynı hayat... Ama o gün pencereden süzülen ışık bile gözüme "umut" gibi görünüyordu. Gelen mailler birer tehdit değil, halledilecek basit işlerdi. Telefonun sesi irkiltmiyor, aksine merak uyandırıyordu.
Ertesi gün? Yine aynı hayata uyanıyordum ama bu kez her şey bir savaş alanıydı. Peki bir gecede değişen neydi? Dünya mı düzelmişti, yoksa bozulmuş muydu? Tabii ki hayır. Dünya olduğu yerde duruyordu. Değişen tek şey, benim o manzaraya baktığım pencereydi. Yani; sinir sistemimin ayarları.
Gerçeklik Bir Kaya Değil, Bir Hikayedir
Önceki yazımda (Zihnindeki Misafirler), zihnimize sızan misafirlerden, o yabancı düşüncelerden bahsetmiştim. Şimdi bir adım daha derine, o misafirlerin yarattığı atmosfere bakalım.
Yıllarca "gerçek" dediğimiz şeyin; dışarıda bir yerde duran, herkes için aynı olan, kaskatı bir kaya parçası olduğunu sandım. Eğer ben bir durumu "felaket" olarak görüyorsam, o mutlak felaketti. Ama somatik yolculuğumda öğrendiğim en sarsıcı ders şu oldu: Gerçeklik sabit değildir. Gerçeklik, sinir sisteminizin o anki durumuna göre anbean yeniden yazılan bir senaryodur.
Bize hep "gerçekçi ol" dediler. Ama kimse durup da "Hangi gerçekten bahsediyoruz?" diye sormadı.
Sinir sisteminiz o an "tehlike" (sempatik) modundaysa; karşınızdaki insanın kaşını çatması size bir "saldırı" gibi görünür. Ama eğer "güvende" (ventral vagal) hissediyorsanız; aynı kaş çatmaya bakar ve "Galiba bugün yorgun," der geçersiniz.
Olay aynıdır. Kişi aynıdır. Ama hikaye tamamen değişmiştir.
Yanlış Bahçede Çiçek Açamazsın
İşte asıl mesele burada düğümleniyor. Biz çoğu zaman, sinir sistemimizin o anki "alarm" halini, hayatımızın mutlak gerçeği zannediyoruz. Korkuyu, "sezgi" ile karıştırıyoruz. Oysa korku bir tepkidir, sezgi ise dingin bir biliş halidir.
Ve daha da önemlisi; kendi gerçeğimizi, onu hiç anlamayan insanların zihnine ekmeye çalışıyoruz.
Zihnimdeki o yabancı tohumları ayıkladıkça fark ettim ki; yaptığım en büyük hata, kendi gerçeğimi yanlış topraklarda yeşertmeye çalışmakmış. İnsanlara kendi dünyanızdan, o içeride filizlenen yeni gerçeğinizden bahsettiğinizde sizi anlamıyor, hatta hafifçe gülümsüyorlarsa; orası sizin savaşacağınız bir cephe değildir. Orası sadece, sizin olmamanız gereken bir yerdir.
Yanlış pencereden bakan birine, kendi manzaranızı anlatamazsınız.
Pencereyi Temizlemeye Davet
Bugün, şu an, bu yazıyı okurken bir anlığına durun. Etrafınıza bakın. Ama bu sefer düşüncelerinize değil, lensinize odaklanın.
Şu an dünyayı nasıl görüyorsunuz? Zorlu, karmaşık ve yorucu mu? Yoksa mümkün, akışkan ve davetkar mı?
Eğer gördüğünüz manzara size kendinizi sıkışmış hissettiriyorsa; hemen manzarayı (işinizi, evinizi, ilişkinizi) değiştirmeye çalışmayın. Önce bir pencerenizi kontrol edin. Belki sadece cam kirlidir? Belki yorgunsunuzdur ve sinir sisteminiz "kapanma" moduna geçmiştir?
Sisli bir havada dağların görünmemesi, dağların orada olmadığı anlamına gelmez. Sadece havanın sisli olduğu anlamına gelir. Sizin gerçeğiniz, o sisin ardında, güneşli ve sağlam bir şekilde sizi bekliyor.
Sadece biraz nefeslenip, o pencereyi temizlemeniz gerek.
Sevgiyle,
Elif Gökçe

